Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Moderator: voron

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2017-12-23, 6:41

1015 Cards

I'll stop adding English translations to every example sentence from now. And good, the first post of the second phase is the first post of page 5. I don't need to scroll down through paradigms -- Ne tesadüf!


İnanıp inanmamam, sevip sevememem

* Bütün bunları saklasam olur mu? İnanıp inanmamam bir kenara, her şeyi netleşinceye dek bunları gizli tutsak olur mu?
* Bu sefer, cesaretimi toplayacak ve ona söyleyeceğim! Bunun onu sevip sevmememle hiçbir alakası yok.

Serializing the same verb, positive and negative, to express "whether I ... or not." Note sefer as well, it doesn't mean travel in this context.


Two of us

* Dur biraz... Bugün okul mayosunu giymemiş. Benimle baş başa olduğu halde nasıl da savunmasız.
* İyi, bir süredir atari salonuna gitmek istiyordum senle teke tek oynamak istiyorum. Ben senin ustanım.
* Hadi küçük bir yürüyüşe çıkalım. Sadece ikimiz.
* Ama, belki de biraz daha kalırım? Aslına bakarsan, arabada biraz sake var. Bana biraz eşlik et.
* Yalnız mısın? Benimle eşleşmek ister misin?
* Siz ikiniz ne yapıyorsunuz? Eğer bir işiniz yoksa, bulaşık yıkamalı ya da stoklama yapmalısınız.

Different ways of expressing parity. There are probably more. Baş başa and teke tek may even be classified as reduplication.


Aside

* Yaz hadi bugünü yaz bir kenara, mütemadiyen her sene bensiz kutla.
* Kendimi bir tarafa bırakıp, her şeyi değiştirirsem eğer, yine de siyaha çevirirdim.

Taraf is of course a familiar root from tarafından. Notice dative.


Except

* Hepimizin iyiliği için. Ölenler hariç.
* Resmen neredeyse korkudan altımıza sıçacaktık. Birinin dışında.

Two words of similar meanings.


Yolunda

* Eve dönüş yolunda, gökyüzünde asılı duran bir dolunay vardı.
* Neden? Korkuyor muyum? Sanırım gitmek zorundayım. Gidersem, cevabı bulabilirim. Her şey yolunda.

While it can literally mean "on the way" (above), it can also mean "all right" (below). Probably something along the line of: on road → not straying away → in Ordnung.


I'm sure, I'm not sure

* Bu ne olabilir? Emin değilim ama.. Onu geçmek eğlenceli olabilir.
* Eminim ki o kız da öyleydi, ayakkabısını kazara düşürmesi hep yalandı.

I'm not sure, I'm sure.


Giderek

* Giderek de artıyorlar. Ne yapmalıyım?
* Alevsiz yanan kömür... Yavaş yavaş azalan oksijen ve giderek artan karbon-monoksit... bu bir çevrimdışı intihar buluşması.

English would use "keeps increasing", but Korean uses the same phraseology with "to go"; 갈수록 늘어나다.


False friend alert: Kontrol

* O da neydi öyle? Ne oldu merak ediyorum. ...Neyse önemli değil. Bir dahaki sefere kontrol ederim.
* Anladıysan git ve 500 isim kaydındaki basım hatalarını kontrol et!

* Sadece sık yanaklarımı, ben sadece, kontrol edemiyorum kendimi. Daha güzel şeyler yapalım mı?
* Kendinizi biraz kontrol altında bırakın. Size gerçekten nasıl gittiğini göstereceğim.

Kontrol etmek can mean "check" (above), but the word kontrol can of course mean "control" (below). Seems to match German kontrollieren in the semantic field.

---------------------------------------------------------------------------

Elaine wrote:Seni şaşırtacak bir şey söyleyeceğim
Bunu duyarken mutlu olmayacaksın
Yani

Dertsiz yaşıyorum hiçbir üzüntüm yok
Dertsiz yaşıyorum hiçbir endişem yok

Seni kesinlikle rahatsız edecek bir şey söyleyeceğim
Kesinlikle bu gece huzur içinde uyuyamayacaksın
Yani

Dertsiz yaşıyorum hiçbir üzüntüm yok
Dertsiz yaşıyorum hiçbir endişem yok

Kesinlikle buna inanmak istemezsin
Hakikaten bunun gerçek olmadığını umacaksın
Ama

Hayatım çok eğlenceli, günden güne eğleniyorum
Hayatım çok eğlenceli, her gün heyecanlanıyorum
Hayatım çok eğlenceli, günden güne eğleniyorum
Hayatım çok eğlenceli, her gün heyecanlanıyorum
Dertsiz yaşıyorum, dertsiz yaşıyorum
Hayatım çok eğlenceli, hayatım çok eğlenceli
Her gün, günden güne, valla...


Thank you! I was afraid it would have been worse. ;)
Last edited by Karavinka on 2017-12-27, 22:04, edited 1 time in total.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2017-12-24, 7:54

1047 Cards

Image

Görmek

* Babamla anneme iyi geceler, en tatlı rüyalar görün. Yetişkinler için artık uyuma vaktı.

As a basic verb, it means "to see." Wait, where's the accusative case marker? I went back to the clip to make sure I didn't make a typo there. Whether the case drop is permissible or not, it seems to at least happen nonetheless.

* Senin görüş alanına girmeyi başaramazdım.
* Görüntü değişti! Yani bunun anlamı, o bir kapıydı, değil mi? Ve bu dünyanın içinde...
* Teknik liselerde sınıfta tek kız olması o kadar enteresan değil. Zaten yalnız kalması kolay... üstüne bir de kişiliği eklenince, dış görünümünün aksine yakınlaşması zor birisi haline gelecektir.
* Onu biliyorum. Güzel görünüşü var, ama çok fena da bir çenesi var.
* Kişisel görüşüm bu ama ben inik tercih ediyorum.

Multiple derived nominal forms.

* Öyleyse... artık ne kadar iğrenç, acınası ve çirkin olduğumu görüyorsun. (You'll see / understand)
* Bu arada, aşağıdan öyle külotumu görünce seninki hafif kalktı mı ne? (while looking / staring)
* Ya şey... Tek başına sıkılmış gibi görünüyordun.. (You looked as if)
* Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Kenji. Nasılsın? (We haven't met)
* Orada olup da görünmeyen birisinin gülme sesi havayı doyma noktasına getirip yankılanıyor (Invisible)
* Bu mükemmel, birine 'görüşürüz' diyebilmek. (See you!)
* Çok abartıyorsun! Sana o kadar zavallı mı görünüyorum? (Do I look)
* Akıl almaz bir şey, değil mi? Davet eden kişinin otuz dakika geç kaldiği nerede görülmüş. (Where do you see i.e. it's unthinkable)
* Görünüşe göre ne zaman buluşacağımızı karıştırıp bayağı bir erken gelmişim. (Apparently)

Certainly one of the most versatile verbs I've seen in Turkish, from simply staring to expressing perspective, point of view. The last sentence is actually nominal, but I'll just note the usage here.


I have no other choice

* Öyle görünüyor ki, buna uymaktan başka çarem yok.
* Yine de, gitmekten başka şansım yok.

I wonder if seçim could be used similarly. I'll see. It seems çare is closer to "resort, remedy, help" and şans (French?) is a less urgent choice, closer to "opportunity."

* Lan! Dur! Genç bir kız böyle şeyler yapmamalı! -- Başka seçeneğimiz yok.

Instead, it seems to be seçenek.



After: itibaren, beri, ardından

* Bu andan itibaren... bir müddetliğine konukseverliğinden yararlanacağım. Bundan sonra yaptığım hiçbir şeye karşı çıkmayacağına söz ver!
* Ayrıca ben hep yanlızım. Doğduğumdandan beri!
* Başlangıçta yaşadığım şok göğsüme ve ardından mideme vurdu.

In these contexts, ardından means "then", beri corresponding to "since", and itibaren "from now on."


It's not that I..

* Seni sevmiyor değildim. Sadece bir sebeple, seni kendini beğenmiş olarak görüyordum.

A single example, but interesting enough to make a note.


Bir nebze yol kat etmek

* Yine de, 'sosyal geriçekilme sendromu'na sahip olan sen bir çok insanın olduğu yerlere gittin bir nebze yol kat ettin! Değil mi?

Nebze "bit", yol kat etmek "cover a distance." This one is a bit baffling, not only because of the highlighted part but the syntax as a whole.


Ne kadar ...irse root+pronominal

* Kendilerine ne kadar zarar verirlerse versinler, aramaktan asla vazgeçmezler. Böyle bir şeyin var olmadığının farkında olsalar dahi cevabı bilmek isterler.
* Ne kadar denersem deneyeyim, çıkamıyorum.
* Başkaları tarafından reddedilmekten ne kadar korkarsam korkayım, tek kelime dahi etmeyip itiraz etmez ve bu işin içine karışırsam, herkes gerçekten de ölecek!
* Ne kadar bencil olursam olayaım, sana ne kadar korkunç şeyler yaparsam yapayım.
* Misaki ne kadar tatlı ve güzel olursa olsun ve bana ne kadar iyi davranırsa davransın, önem arz eden konularda gizemli kalıyor...

"No matter how much I/you/we/..." But:

* Her şeyi mahvedebilirim. Ne kadar istemesem de.

Maybe this is something just different. Or a shortened form.
Last edited by Karavinka on 2017-12-28, 20:40, edited 2 times in total.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2017-12-25, 8:16

1061 Cards

Some reading exercises from the Cosmopolitan. It's still more of picking-and-choosing parts that seem somewhat manageable at this point. A wall of text still looks scary.


Bitmeyen maç

Spora, hatta futbola tutkun bir kadın Nazlı Öztürk. Çeşitli spor programlarında kamera önünde ve arkasında çalıştıktan sonra misli.com’a Pazarlama Müdürü olarak geçen Öztürk, artık temposu hiç düşmeyen ve bitmeyen bir ‘maç’ yapıyor.

Nazlı Öztürk is a lady passionate about sports, in particular football. After working in front of and behind the camera of various sports programs, Öztürk became the marketing manager of misli.com, and is playing an unending 'match' without losing her tempo.

Bir kadın olarak erkek dünyasında olmak, üstelik de yönetici olarak. Nasıl bir tecrübe?

Özellikle konu futbol olunca, "Kadınlar futboldan ne anlar" gibi önyargıyla yaklaşan bir kitle var. Birçok sektörde olduğu gibi spor sektöründe de kadın sayısı artıyor. Hakim olduğum bir işi yapıyor olmanın avantajını yaşıyorum ancak yol uzun, her geçen gün kendimi geliştirmek için yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorum.

Being in the men's world as a woman, all the more as a director. How is the experience?

Especially when it comes to football, there's a mass of people approaching with a prejudice like "what do women understand about football." Like in many sectors, the number of women in the sports sector is increasing. I have an advantage as I do work where I make decisions?, but it's still there's a long way to go, I try to learn new things to improve myself every day.



Astroloji: Kova

Hayal güçleri sınırsız olmakla birlikte, düşünceleri bulundukları anın ötesinde, akılcı ve sezgiseldir. Kova 'lar dik kafalıdırlar. Kendilerini dinleyenlerin ne demek istediklerini anlamadıklarını sanırlar. Kovaları tanımlayan sözcük 'Biliyorum' dur.

With limitless powers of dream, their thoughts are beyond the moment they are in, they are rational and intuitive. The Aquarius are upright and clever. They think those who listen to them do not understand what they are saying. The word to describe the Aquarius is "I know."


Seksi yan karın kasları

Instagram’da 300 binin üzerinde takipçisi olan Niki Klasnic, @sugarysixpack hesabında hızlı etki gösteren egzersiz rutinleri paylaşıyor. Cosmo’ya özel seçtiği bu egzersizi düzenli yaparsanız seksi yan karın kaslarına sahip olabilirsiniz.

Niki Klasnic, with over 300,000 followers on Instagram, is sharing exercise routines that show results quickly on the account @sugarysixpack. If you do this exercise specially chosen for Cosmo regularly, you will have a sexy side belly.


4 flört hatası

"Adımı hatırlamıyorsun, değil mi?"

Dikkat çekmek için sorduğunuz bu soru, özgüvensiz olduğunuzu düşünmesine neden olabilir. Bunun yerine 'Selam, yanlış hatırlamıyorsam geçen günlerde bir partide karşılaşmıştık. Ben Sibel' diyerek iletişim kurulması kolay biri olduğunuzu ve bu tanışma kısmını çok önemsemediğinizi gösterebilirsiniz.

"You don't remember my name, don't you?"

This question you ask to draw attention may cause one to think you are diffident. Instead of this, saying "Hi, if I'm not mistaken, we met at a party some time ago. I'm Sibel" can easily set up a conversation and you'll show you don't consider this part of introduction to be too important.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
voron
Language Forum Moderator
Posts: 4862
Joined: 2007-07-15, 3:29
Real Name: Igor
Gender: male
Country: TR Turkey (Türkiye)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby voron » 2017-12-25, 12:39

Karavinka wrote: Hakim olduğum bir işi yapıyor olmanın avantajını yaşıyorum
I have an advantage as I do work where I make decisions?

hakim olmak

You misinterpreted the syntax at one place; do you want to get it corrected?

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2017-12-26, 18:25

1075 Cards


Expressing belief

Bunun kaderin bir oyunu olduğuna inanıyorum.
Her zaman beraber kalacağımıza inanıyorum.
Yaptığı her eylemin bir sebebi olduğuna inanıyoruz.
Benim gibi şüpheli bir insanı bu kadar geç bir saatte çağırmanın güvenli olduğuna emin misin?

İnanmak with dative.

Ölecek olsam bile, sadece dünyadan bir insan eksilmiş olur, ve eminim ki arkandam gözyaşı dökecek tek kişi olmaz.
İstedikten sonra bir insan, gökyüzüne doğru dahi uçabilir... eminim ki bu böyle.
Eminim ki o kız da öyleydi, ayakkabısını kazara düşürmesi hep yalandı.
Eğer yeri ortaya çıkarsa, eminim ki herkes ona sahip olmayı isteyecek.

Eminim ki is fronted, and can be followed by a new subject and a predicate. However, ki may not be mandatory.

Eminim insanların gözleri kamaşıcak, ne dersin?
Beni önemseyen bir çok insan var! Eminim herkesin en azından bir ya da iki seveni vardır!
Senin için biraz zor biliyorum, ama eminim gelsen herkes çok mutlu olurdu.

I'm tempted to think that ki is just optionally dropped here.

İhanete uğrayıp terk edileceğime eminim.. onun için, macerasındaki bir karakterden fazlası değilim.

The structure is similar with the one with inanmak, with with dative, and eminim is not fronted. This might be because the subject of eminim and terk edilmek are the same person.


Bırak

Şuan tokum. Sonra yerim, oraya bırak.
Onları sadece 'kapıların odası'nda bırakmalıyım.
Anladım mı, yalnız bırak artık benı!
Onu yalnız bırakamam.
İlerle ve beni burada bırak. Sanırım içeride kalmayı tercih ederim.
Oldu başka! Seni evine bırakacağım.

The most basic meaning is to leave something somewhere, or leave someone as it is. When there is location where to leave something, it's either -a/e dative or -da locative.

Kendinizi biraz kontrol altında bırakın.
Kendini ritme bırak, ve sıkıcı olan her şeyi unut.
Seni herkesten daha çok tanıyorum, o yüzden bana bırak.

Either with or without kendi-, give oneself to. The semantic field feels closer to 任せる, as in allowing another to take charge.

Kızgın değilim gerçekten, ama sen de böyle koşuşturup durmayı bırakır mısın lütfen?
Bahardayız, üniversiteyi bırakalı iki yıl oluyor -- ailem bana para göndermeyi kesti...

While these two have different constructions, the root can also mean "to stop, abandon" -- leaving things as it is.

Harca beni, Tutankamon! Bırak kraliçen olayım.
O yüzden lütfen bırak da hep seninle olayım, ne zaman olursa olsun...

What follows bırak looks like root-a/e-pronominal, with "let me be" in both sentences.


Problem sentences

This is a temporary dump of problem sentences, to be answered later.


Her zaman aynı rüya. Kapıman arkasında, 12 başka kapı daha var. Onların ötesine asla hiçbirinin ardına geçemedim.
Yume Nikki B1 S6. What's the syntax of the second sentence?

Bu ne olabilir ki? Hayır. Bu seferkini görmezden gelmeliyim. Kapıya geri dönsem iyi olacak.
Yume Nikki B2 S4. Seferkini görmezden gelmeliyim -- 'I must come to ignore this one', says Google.


Geriye dönmek istiyor. Fakat bir türlü dönemiyor.
Yume Nikki B4 S3. 色々帰れない…?

Bir mülakatın altından dahi kalkamıyorken mi?
NHK ni Youkoso B13 S11

Burası insanların masum kalabildiği tek yer. Uyanış kesesi. Her şeyin bir şekle büründüğü yer. Daima rüyayı seçebileceğin bir yer. Burada düşen şeyler bile uçmaya başlar.
Yume Nikki B7 S7 'uyanış kesesi'?

Bu geçen gün yumrukladığım çocuk değil mi? Bana yaranmaya filan mı çalışıyor? O çocuk tüylerimi diken diken ediyor.
Genshiken B2

-- Bu tren çok hızlı.
-- Evet. Eğer eksprese binersen, oraya bir saatten daha az zamanda varırsın.
Genshiken B3 S3. Is binersen from binmek, why not **binirsen?... something's missing.

---------------------------------------------------------------------------------
voron wrote:
Karavinka wrote: Hakim olduğum bir işi yapıyor olmanın avantajını yaşıyorum
I have an advantage as I do work where I make decisions?

hakim olmak

You misinterpreted the syntax at one place; do you want to get it corrected?


I took a closer look, and... is it "artık temposu hiç düşmeyen ve bitmeyen bir ‘maç’ yapıyor"?
Last edited by Karavinka on 2017-12-28, 0:37, edited 4 times in total.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
voron
Language Forum Moderator
Posts: 4862
Joined: 2007-07-15, 3:29
Real Name: Igor
Gender: male
Country: TR Turkey (Türkiye)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby voron » 2017-12-26, 23:00

Karavinka wrote:I took a closer look, and... is it "artık temposu hiç düşmeyen ve bitmeyen bir ‘maç’ yapıyor"?

Yes.

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2017-12-28, 1:14

1113 Cards

I've been thinking about this, but by their nature, comics and manga are mostly made of direct quotations, and depending on the work (and the translator's choice), can be a rare source of basilect in the written form. And when we talk, or just think about something in words, the language tends to be closer to colloquial than expository. Hmm, maybe I should just do more of this, not only with Turkish but with others that I find myself conversationally inapt.


Ignore

Bilirsin, sürekli ciddi olmak, senin için uygun olabilir ama diğer insanların içinde bulunduğu şartları göz önünde bulundurmazsan, bu sadece egoistlik olmaz mı?

Bu ne olabilir ki? Hayır. Bu seferkini görmezden gelmeliyim. Kapıya geri dönsem iyi olacak.

I used to think of -madan/meden forms as "before ...ing", but that might have been a bit too literal. It often makes more sense to see it as "without ...ing" instead. For before/after, extra words are used.

Pekala, neden öğle yemeği yedikten sonra o dükkanladan birine gitmiyoruz.
Gelecek haftaki buluşmamızdan önce imzala.

Is dükkanladan a typo, a manifestation of basilect pronunciation or am I dyslexic. Whatever it is, I'm accepting it as I found in the wild. Anyways, back to never minding.

Beni boş verin. Lütfen siz devam edin!
Şey, seni boş verelim şimdi, şu kız cidden güzeldi.
Neyse, boşver. Benden bir şeye mi ihtiyacın vardı?

Boş vermek is more common in imperative, but not necessarily as in the second sentence. "Say, if I ignore you for now, that girl was pretty cool." Whether the phrase itself is closer to "ignore" or "not mind" is a matter of English, not Turkish. Boş is quite a multifaceted word, I'll need to come back to it.

Ben her zaman biraz sıradışıydım, bunun kaderin bir oyunu olduğuna inanıyorum. Tamamen tökezlediğin korkunç bir dans, boşver görmezden gelelim bir aptal gibi!

And sure, why not use both. Boşver is sometimes written as one word, and depending on contexts, I may even translate it as "whatever."


Böyle

One of the most common and important words. Seems a bit more common than its cousins öyle and şöyle. The forms show the hint of the demonstrative, bu, o, şu.

Şimdi düşününce, böyle bir şey daha önce de olmuştu.
Gerçekten de böyle biriyle anket yapmak istiyor musun?
Ne tür bir karma bu böyle? Neden böyle bir otaku mağarasına... adım atıyorum?
Tam düşündüğüm gibi! Ne kadar oldu, dört yıl mı? Böyle bir yerde ne arıyorsun?
Bak. Böyle şeyleri sadece bana yap. Yoksa... yoksa okulda bile yalnız başına kalacaksın..

Such. Such a thing, such things.

İşe yaramaz. Böyle giderse her şeyi tüketecek.
Böyle desem bile... ne depresif bir dünya.
Bu bir sokak köpeğini beslemek gibi, neden böyle bir şey yapasın?
Yalan söylediği için kendini affedemeyeceğini biliyorum, bu yüzden tüm bu zaman boyunca böyle diken üstundeydi.

Like this, this way, so. Also used adverbially.

İhanete uğrayıp terk edileceğime eminim.. onun için, macerasındaki bir karakterden fazlası değilim. Bunun böyle olmasını istemiyorum!

It gets a bit muddy when böyle is followed by a nominalized verb whether this is an adjective or an adverb. Does it matter?

O onu istiyor ve sorun yok. Bu böyleydi ve böyle olacak.

So far, I think this is the only card that shows böyle with a clear tense ending, meaning this can function as a predicate. But even then, I highly suspect this would be defective, with only certain forms allowed unlike proper verbs -- I am yet to see böyle with a pronominal ending directly attached to it, for example. Or?

Tabii ki! Senin gibi bir internet bağımlısını, hiç düşünmeden terk ederdim.. Böylesine iğrenç ve değersiz bir insan... normalde seninle konuşmazdım bile!

I'm not sure how to interpret böylesine, do I take the -sin- 2sg? Or does it make more sense as **böyle-(s)-in-e? I'll leave this as it as and wait for more samples.

Hmm.. sorun değil. ...Tabii.. söyle bir düşününce, lolita kompleksi fena sayılmaz. Böylelikle projem mükemmelleşir!
İşte bu yüzden üçünüz gitmelisiniz, baba. Hem böylelikle, biz de birbirimize iyi davranmak zorunda kalamayız.

Böylelik must be fully nominal, though I don't see why it can't just be böyle if the form takes -le in the end. Emphasis? Emphasis is such a lazy answer to so many things, so I'm a bit hesitant to say that.

Böylece U-botlar Müttefik gemileri tarafından zar zor seçilebiliyordu.
Çalışacaktım ama.. Derslere çalışırken bir mola verdim ve gitar çalmaya başladım, ama kendimi durduramadım. Böylece hiç birine çalışmadım.

Two completely different contexts, but I think I can translate both as "thus." While just as adverbial, these seem to carry an idea of causality.


Vowel harmony with -o-

Kabloyu çıkartmadan önce sesini kısman gerekiyor...

Durup dururken böyle bir mektup gönderiğim için kusura bakma... bu sembolü hatırlıyor musun?
Bu sembol arkadaşlığın sembolüdür! Bu sembolü bilen biri gerçek bir arkadaştır.

Usually, -o- demands -u- as the harmonized vowel in quartet, as in kabloyu. ...except with this word sembol. I don't want to make a hasty guess here.


False friend alert: Pasta

Üstünde çilekle birlikte pasta, en iyi malzemelerle yapılmış bir puding, istiyorum, istiyorum hepsini ama kendimi tutmalıyım!
Hey, benim. Harajuku'dan dönüyordum. Bir ton kıyafet aldım. Pastam da var. Uğrayabilir miyim?

The first card was from Oct 26, I was well aware that it should mean "cake" in Turkish, but as I came across the second incidence of pasta yesterday, I immediately thought ... "pasta" at first.

Ama her hatanın ardından ağlamaya gerek yok. Denemeye devam etmelisin, kekler tükenene kadar.

Do pasta and kek refer to the same food or not? I think I need more food vocabulary.


Accusative drop

Böyle bir şaka istemiyorum. Ben senin kız kardeşın değilim.
Şimdi de sadece bize ait olacak bir sembol yapıyorum.

Two more incidences of missing case markers where I'd expect an accusative. While it's possible that I wasn't paying close enough attention, but at the very least the case drop, if permissible at all, isn't as prevalent as in Korean or Japanese. Perhaps they're bound to specific conditions.

Getting a little off the tangent, but I think the causative -t- in words like söyletmek has to come from etmek. Some words like fark etmek are sometimes written as two words, other times as one word farketmek with no clear pattern I can distinguish. I think such words are still in the process of lexicalization -- not all Turks agree whether it's one word or two.

And what would be the first thing that happens when a phrase stops being a phrase and becomes a word? I don't know. Case drop? I'm not saying şaka istemek or sembol yapmak must be so common to warrant lexicalization, but that was what I thought about rüya görmek, as Japanese did lexicalize the phrase as 夢見る so it wasn't unthinkable. Except that this guess doesn't hold any ground now.

Going even more off topic, rüya and hayal show an interesting distinction. Turkish is the first language I've come across where I noticed the dream you see in sleep (rüya) doesn't seem to be given a metaphorical extension for imagination, aspiration and fancy (hayal). Out of 19 instances of rüya in my deck, none refers to what goes on in the brain while one is awake.



voron wrote:
Karavinka wrote:I took a closer look, and... is it "artık temposu hiç düşmeyen ve bitmeyen bir ‘maç’ yapıyor"?

Yes.


Yay! Thank you for pointing that one out.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-04, 6:42

1193 Cards

I didn't really lose interest. I was just feeling cold, both temperature- and sickness-wise, under the midwinter cold spell. And something interesting happened: I picked up a word while just watching a video. Well, the uploader was playing a game in English while commenting in and translating into Turkish, but still, it's a first word that I know that is not in my deck. The words are masa, 'table' and uykucu, 'sleepyhead.' Tabii ki, I don't know how to count.


kız

Kızgın bile değilim. Samimi söylüyorum. Kalbimi kırıp beni öldürmüş olsan dahi.
Ne zaman onu kızdırsam, Usami hemen sinirleniyordu.

Of course, I know kız by itself means "a girl." I wonder if there is a connection, or it's just a coincidence.


iddia

“Bu bir yalan, eğer birkaç erkek bir araya gelirse, ya sapıkça şeyler konuşurlar ya da aptalca şeyler konuşurlar.” diye iddia etti.

Claim, allegation, argument... I was a bit dumbstruck as I looked up this word. It sounded uncannily Greek, with αἰτία. If I remember correctly, this is the third word I identified as Greek, the first two being kanun and okyanus. It seems like the Perso-Arabic loans were borrowed with their original spelling in mind, whereas Greek loans were purely from sound. I know Greek ai already became i by Koine, but if the word was borrowed in written form, it likely would have remained as a diphthong. Or maybe I'm just too caffeine high.


-ip durmak

Tiz sesler dolduruyor tüm odayı, iğrenç anlamlar dönüp duruyor etrafta. (2017/11/08)
Herkes çok eğlenceli olduğunu söyleyip duruyor, bu yüzden, ben de bir denemeliyim diye düşündüm. (2017/12/03)

I had two instances of dönüp duruyor, but wasn't sure if this was a productive construction or a fixed phrase. I came across the second sentence in a review and suddenly it made sense. I'm noting the dates when I added those cards, as a reminder to myself that each card that I may have seen several times already may be hiding something in a plain sight.


ilk önce/öncelikle

Lütfen ilk önce bunları nasıl okumam gerektiğini söylermisin.
O halde, 'sosyal geri çekilme sendromundan kaçıs' dersine başlamak isterim. Umm... öncelikle sosyal geriçekilme sendromuna genel bir giriş yapalım.
Tomodachi, zindelik kelimesi neyi imgelemekte? -- İyi bir soru. Zindelik benimle birlikte olmak demektir. Kurtuluşa erebilmek için öncelikle zinde olmak gerekir.

Synonymous?


As soon as possible

Bu son olacak. Olabildiğince çabuk haber vermek istedim.
Sulu Kartını mümkün olduğunca çabuk yakalamam gerekiyor!

Again, synonymous?


çok ama çok, hiç ama hiç

Yapacağım bugün size çok korkunç bir duyuru. Bu dünyanın çok ama çok yakın bir zamanda gelecek sonu.
Doğruyu söylemek gerekirse, senin için çok ama çok endişeleniyordum...

Similarly, I wasn't sure if çok ama çok was a one-of-its-kind fixed phrase or a productive construction until I saw:

Hiç ama hiç anlamıyorum, nasıl hiç tanımadığın birine aşık olabilirsin? Nasıl?

Of course, I can't assume this is a common way of intensifying something yet, but I kind of wish this is productive. Sounds powerful.


sayede

Yıldızlara iyi tutunmalılar bu sayede düşmezler gökyüzünden.
Anladım. Sapığın tekisin sen. Tuvaletleri temizliyorsun. Bu sayede erkeklerin mahremine bakıyorsun.

The first is translated from German, and bu sayede translates damit.

Sayende bugün unutulmaz bir gece oldu.
Senin çalışmaların sayesinde yaşadığımız yer güvenli kalıyor!

With the 2nd person possessive, this becomes "thanks to you" -- which is an uncanny coincidence with お陰で in Japanese. Saye and 陰 both mean "shadow."

Bu sayede seni fark ettim. Neden izinsiz müdahale ediyorsun?

And when I first added this card, I understood this as "お陰で" and was surprised by the semantic coincidence. When listed with other examples, this looks closer to damit.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-07, 7:26

1255 Cards

Image

Not so much of an analysis, but a general progress report.

Since yesterday, the number of "mature" cards in the deck have surpassed 50%. As of right now, there are 664 mature cards, 570 young and 21 unseen -- those that are just added tonight. Given the due total for the next 30 months forecast, it seems I'll be seeing the majority of the "mature" cards that exist within the next 30 days, and this is an exciting perspective. Those will be the cards that I haven't seen for a while, and I want to see if I'll find them easy or not. If easy, that'll mean they're leaving traces in my long-term memory.

Is 4000 a bit too much to aim for until Mar 31? Maybe. Let's say there are about 80 days left, and that means I'll need to add 34.3 cards per average. To be honest, I wasn't really in the mood for... anything. By the time I get home from work, making through the snow, wind and the temperature below -30, I'm too exhausted already. But I think I set the right number for the goal: it's barely reachable. I won't feel too bad if I don't make it, but I'll be glad if I do.

As for the language, I decided that I'm not even going to try to analyze the following very common words.

Peki, pekala, de, hadi, acaba, bile, hem.

I think these are on the same level with the pragmatic sentence particles in East Asian languages. I imagine an average grammar will list several different functions for each, and the only way to learn them properly is to get a feel for them. With time, I'll throw them as I see fit.
Last edited by Karavinka on 2018-02-02, 17:17, edited 1 time in total.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-09, 5:50

1299 Cards

Random rambling. Two little cards I've added recently.

Maalesef bir süre öyle bir ihtimal yok.

Evet. Sana bakınca masa başı işte çalışmanın o kadar kötü olmadığını düşünüyorum.


Both cards have zero vocabulary note. I know all the words, I was able to read and recognize the meaning of the sentences. But at the same time -- I felt like I had to add them, because I didn't know something about some of those words. Their semantic fields that bilingual dictionaries cannot truly deliver, regardless of how many possible translations they list.

Say I memorized all the words in the above sentences and I drilled them enough to have an active recall. Fine. Will I then be able to build above sentences? I doubt it. I wouldn't feel secure if that is the right word in the context. Ignore this, you create a disaster of unidiomatic and awkward language which may be grammatically correct but still awkward.

This word -- 'context' -- might be the most important keyword in this feeble attempt at Turkish. I've been looking at the words in their natural habitat, always surrounded by a certain context. When I see words with similar meanings, I try to figure out what makes them different. One is zaman and vakti; I had no idea at first, but it feels like vakti is more proper for a set time; a time reserved for something. It took me 4 different instances of vakti to appear in my deck to come to this realization -- it happened today. The realization didn't come from adding a new card, I was just reviewing my old cards and somehow it clicked. It's not always I can express it, though. I've felt something is different about vakti before I could express in words. I feel like hat, sıra and çizgi are not interchangeable. I cannot express why or how in words yet; do I know these words or not? Or better: how well do I know these words?

These kinds of things would have been something I'd make an entry for. At least when I feel like I can explain it. Except... this is happening far too often to even keep track of now. Even when I read the whole sentence, word by word, some words just don't "stand out", until a certain number of iterations in different contexts take place. That number varies, and depends on how awake or fatigued I am at the moment, but it happens. And when it happens, it feels too trivial to even make a note for, because it becomes so obvious by then.

At the same time, when I force myself to make sense of something, I fail. I failed to recognize sayede today. Not even in a new sentence, in one of the reviews from previous cards. Even though I thought hard about it and made an entry not too long ago. A sentence that I cited in that earlier post, and I didn't get it. The time was just not ripe for it to click. While it was sort of necessary to understand how the language functions in general, at this point I feel like... was there any point of thinking hard about sayede a few days ago? Searching for the recurring words in the deck and thinking hard about them didn't help. I still don't know this word well enough. This might even be detrimental if I keep force myself to rationalize something, I may get stuck in a tunnel vision.

In a way, this is exciting. I look up a word, leave a note, and a few days later I re-encounter the word in a card that I added a long time ago. Sometimes I search for the word in the deck, and there have been multiple instances of that word already. Something clicks, it makes sense. More sense than it used to. And I feel like this is the moment that I really "learned" a word. And however slow-going it may be, when I have learned a word, I feel like I learned it well. There is a continuous sense of small successes. Maybe this too will hit a plateau, but it keeps me going, for now.

All these observations are making me re-think about the languages that I am stuck in the intermediate purgatory. Why can't I speak French? Come to think of it, there was a point of time when my vocabulary was smaller in Japanese than French. It might still actually be. Why couldn't -- or better, still can't I speak French? The answer to the long frustration seems to be here. Semantics... and beyond that, pragmatics.

I can't say I'm confident I'm doing the right thing with this language. After all, it's by all means not very conventional, and I have my doubts. But in a way, I have a faint hope that this might be the way how I might recreate what I did with Japanese, but faster. How much faster? I don't know, but less than 15 years I suppose.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
voron
Language Forum Moderator
Posts: 4862
Joined: 2007-07-15, 3:29
Real Name: Igor
Gender: male
Country: TR Turkey (Türkiye)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby voron » 2018-01-09, 9:11

Karavinka wrote:Why couldn't -- or better, still can't I speak French? The answer to the long frustration seems to be here. Semantics... and beyond that, pragmatics.

How were your French studies essentially different from your Japanese studies? Ok, for French perhaps you used a textbook first (which I suppose you now consider a mistake because ... it teaches you too many words without a sufficient context?), but then you jumped into the sea of native materials anyway, did you?

Is it perhaps just because you liked your Japanese sources, together with liking the language per se and the culture behind it?

(Btw it's vakit in the nominative case. Vakti is the accusative or the possessive case).

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-10, 5:39

voron wrote:
Karavinka wrote:Why couldn't -- or better, still can't I speak French? The answer to the long frustration seems to be here. Semantics... and beyond that, pragmatics.

How were your French studies essentially different from your Japanese studies? Ok, for French perhaps you used a textbook first (which I suppose you now consider a mistake because ... it teaches you too many words without a sufficient context?), but then you jumped into the sea of native materials anyway, did you?

Is it perhaps just because you liked your Japanese sources, together with liking the language per se and the culture behind it?

(Btw it's vakit in the nominative case. Vakti is the accusative or the possessive case).


Gosh. I actually wrote vakit in my first draft and felt weird and changed to vakti. I think I may have just gravitated to the form that I saw more frequently.

And well, yes. Textbooks, grammars, and a lot of vocabulary drills, the standard stuff. I'm pretty confident I've read more in French than in Japanese as well. But compared to the obscene number of hours I must have listened to Japanese -- say, the number is certainly in five digits, and I doubt the first number is 1 -- I can't say I've listened to 10% of that in French. The attraction to the Japanese media was much greater than to French for sure.

On the other hand, I'm almost a bit ashamed even to admit I have very little knowledge of Japanese grammar. I don't even know what the conjugation table even looks like. I haven't finished a single textbook, except that I did drill for Kanji back in the day. And it just happened, being shamelessly Japanophile -- I didn't listen to Japanese music, I just listened to music and it usually turned out to be in Japanese, for example. And that piled up for some 15 years. It might be weird to say this, but one day I realized I didn't really need subtitles. Later I realized I was thinking in Japanese while reacting to Japanese stuff. And later even to the non-Japanese stuff.

That's actually one reason I've been doubting there must be a fundamental difference between FLA and SLA. I learned Japanese post puberty, I had very little explicit instruction as I found textbooks to be boring, and it still happened. Until recently, though, I had little idea if I was any good when it comes to production, because I haven't really had any use to produce any Japanese myself. I probably spoke less than 10 hours of Japanese over a decade, and I've never visited the country. I knew I understood Japanese, but how good was I with production?

Then I somehow came across a job where I was speaking and writing Japanese, with the native Japanese colleagues, doing the same thing with them. Then I realized I was... a Japanese speaker.

To replicate this artificially with any language, I'd have to go through a torture room and get brainwashed for personality change and feel truly enamoured by that language's media to the point of obsession. The idea of this challenge came to me as a possibility to at least approximate.

1340 Cards

This post is already too long, and I'm tired. Due to my awkward shift, it's Friday night. I'll give myself a break.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-11, 2:39

1386 Cards

Hadi, sadece başlayalım.


It's not that I...

- Çok geçmeden fark ettim ki kimse için hiçbir şey hissetmiyordum. Sevgi hissim silinip gitmişti! Ve inan bana, denemiyor da değildim.

The first instance of this type of construction. Da is another of such annoying little thing. The speaker is referring to the past event.


Vowel harmony of "normal"

- Öncelikle bu alanı normalleştirmeliyiz.
- Böylesine iğrenç ve değersiz bir insan... normalde seninle konuşmazdım bile!
- Şey... sen en normalleri görünüyorsun.
- Ben normalim! Bildiğin normal liseli bir kızım.
- Ben.. neden tuhafım, anormalim? Ben normal değilim. İçimdeki fırtınayı dindiremiyorum.

This is too consistent across different word forms. Loanwords do not conform to the Turkish VH, but when affixed, they usually follow the VH, according to what the final vowel was. Since the final vowel is a in normal, I would expect a-type, not e-type. Is this because it's a loanword?

- Savaş hala dezavantajlı.

Not all -li adjectives from French follow the same pattern. And then this also happens.

- Ama bunu kabullenemiyorsun. Kendini sonuçlardan üstün görüyorsun.

This is similar to sembol discussed in an earlier post. The only thing I can say for now: loanwords screw with the vowel harmony.


sır(r)

- Bu büyük bir sır. On bunu kimsenin bilmesini istemiyordu.
- Annem her zaman diğer insanların sırları hakkında konuşmanın çok kötü bir şey olduğunu söylerdi.

Nothing special. The word means "secret."

- Gene de, sırrımızı saklasan bile, üzgünüm ama.. hafızanı silmek zorunda kalabiliriz.
- Sırrınız artık açığa çıktığına göre, ailenin liderine rapor vermek en doğrusu.

It seems the word is actually sırr, which gets shortened to sır under normal circumstances, but when it's followed by a vowel, the second consonant is realized again? For whatever reason, this reminded me first of a similar phenomenon in Middle Korean, and then French, except that in French the silent last consonant is always spelled.


sıra

- Akihabara'ya geceyarısı satışı içi sıraya girmeye gideceğim. Uzun zamandır gece yarısı satışlarına gitmiyorum.

Stand in a line. Probably this is the most basic meaning of the word; a line or row made of multiple entities.

- Sıradan insanlara ilgim yok. Aranızda uzaylı, zaman-gezgini, esper varsa.. görüşelim. Bu kadar!
- Ben her zaman biraz sıradışıydım

Ordinary, extraordinary. If you're standing in a line, you're proper. If you're out of it, it's not ordinary.

- Evet, dünya yüz kişilik bir köy olsaydı, sen bininci sırada yer alırdın! Tam anlamıyla işe yaramaz bir çöp parçası!

Place. Makes sense when considered as an ordinal place.

- Tadilat sırasında kızımın evinde kalacağım. Çok üzgünüm. Bir arkadaşında kalabilir misin?
- Ama ben de tepki verebileceğimden lütfen iş sırasında yapmaktan sakın.
- Şimdi ara veremin sırası değil! Çabuk ol ve oyununun senaryosunu tamamla, lütfen
- Hayır, nereden başladığım önemli değil. Şimdi tereddüt etmenin sırası değil.

In English, "time." But Japanese could use "場合", "place, situation" for the last two sentences and be natural.

- Şimdi, nihai sona ulaştık. Burada bizim için hiçbir şey kalmadı. Bu anlamsız dünyayı silelim, ki sıradakine yönelebilelim.

Next one. Probably in the sense of "next in line."

- Senin sıralarından birinde öylece öldüreceksin beni. Anlayacağın, karar verdim ki, senin sıran olmayacak.

Turn. As in, taking turns in a game.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
voron
Language Forum Moderator
Posts: 4862
Joined: 2007-07-15, 3:29
Real Name: Igor
Gender: male
Country: TR Turkey (Türkiye)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby voron » 2018-01-11, 12:16

Karavinka wrote:That's actually one reason I've been doubting there must be a fundamental difference between FLA and SLA.

I'm also inclined to think that, if an adult is placed in the same conditions a child is (being exposed to only this language 24/7 and being forced to communicate only in it, with no escape -- and with no stress either), they would learn it within a comparable timeframe a child does.

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-12, 6:33

1445 Kartlar

Bin dört yüz kırk beş.


m-Reduplication

- Erkeklerin yanında sürekli rahatsız oluyordun. Bende bir kız gibi giyinerek sana benimle aşk meşk yaşattırmayı planlamıştım.

The silliness of the sentence itself aside, this was strangely reminiscent of...

- İstersen bana ukala mukala de, el üstünde tutulmazsam, hep el kalırım

Does Turkish allow reduplication of the same word, but adds m- to the second word because... just because? I don't know what is achieved by this, but maybe a few more instances will help make sense.


gelmek/hissetmek

- Çok yorgunum. Sabah kaldırıcak biri olmayınca şu yalnız yaşama fikri çok zor geliyor.
- Mutlu bir son istediğin için, dostlarını sevdiğin için, asla vazgeçmediğin için. Kulağa mükemmel gelmiyor mu?
- Daha önce hiç görmediğim bir çocuğun bana verdiği mendil, biraz çamurlanmış ve çocuk teri kokuyordu ama o yumuşak pamuksu dokunuş çok iyi gelmişti.
- Tabii, 'beni hiç kimse anlamadı' demek... sürekli kendine acımak hoşuna gidiyor, değil mi?

The first sentence, from Dec 04, was one of the problem sentences back then. It seems gelmek can mean to appear, seem like, feel like. In comparison:

- Saat daha öğlen olmasına rağmen, insan sanki her an bir yerlerden hayalet çıkacakmış gibi hissediyor.
- Okul Shinjuku'ya sadece 20 dakika uzaklıkta ama hiçilğin ortasındaymış gibi hissettiriyor.
- Kötü zaman geçirecekmiş gibi hissediyorsun.
- Diyelim bir füzyon reaktörüne dalmayı denersem yine eskisi gibi uyuyabilecekmişim gibi hissettim.

The difference seems to be that the gelmek expressions have an external cause of the sensation. A exist, and that A makes me feel B, whereas hissetmek doesn't necessarily have a clear source. (Though hissettirmek would necessarily need a source.)


olmalı

- Şimdi düşününce, böyle bir şey daha önce de olmuştu. Ah, evet. Okul festival komitesinin temsilcisi, o da böyle hissetmiş olmalı.
- Bunu da aradan çıkardığımıza göre, sen o şeyi sallamayı cidden seviyor olmalısın, ha?
- Sen akıllı birisin, Sato. O yüzden bunu fark etmiş olmalısın, değil mi? Etrafındaki insanların geçtiği dalgalar!
- Bu kitabı açmak sihir gücü gerektirir. Sen kitabı açıp beni uyandırdığına göre, içinde birazcık sihir olmalı.
- Şuradaki çıft, saatlerdir tek kelime etmediler. O kız geldiklerinden beridir kitap okuyor, ve anlaşılan, bu da çocuğun canını sıkıyor. Kavga ediyor olmalılar!

Must: as in probability. This can be used with nouns (sihir olmalı - there must be magic), or when it's used with a verb, it takes -yor imperfect: seviyor olmalı, kavga ediyor olmalı. A slightly less certain assertion might be preceeded by -miş: fark etmiş olmalı.

- Hikikomorilikten kurtulmanın yolunu öğrenmek istiyorsan, projeme dahil olmalısın.
- Oh, ve bir de masallardaki gibi beyaz bir atın olmalı ve gelip almalısın beni.
- Kapanıs mutlu bir final olmalıdır, seyircinin alkışarı eşliğinde.

Must: as in obligation and necessity. These types are relatively less common because other verbs will take -meli themselves.


bırak

Harca beni, Tutankamon! Bırak kraliçen olayım.
O yüzden lütfen bırak da hep seninle olayım, ne zaman olursa olsun...

What follows bırak looks like root-a/e-pronominal, with "let me be" in both sentences.


O yüzden, yalvarırım. Kes şunu yapmayı. Bırak da kazanayım!

Confirmed! Kazanmak > kazanayım (kazan-a-(y)-ım)

--------------------------------

voron wrote:
Karavinka wrote:That's actually one reason I've been doubting there must be a fundamental difference between FLA and SLA.

I'm also inclined to think that, if an adult is placed in the same conditions a child is (being exposed to only this language 24/7 and being forced to communicate only in it, with no escape -- and with no stress either), they would learn it within a comparable timeframe a child does.


Might even take less time, because adults can also figure out things faster.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-15, 6:33

1534 Kartlar

Siktir. Çok soğuk. Çok soğuk fazla. Niçin burada yaşıyorum? Niçin bunun gibi bir yerde şehir var mı?

It seems that the most problematic cards in my collection are often the Turkish music lyrics. While each song is different and some of them are just fine, others are simply too short (text-wise) and cryptic. I have no idea if the Turkish poetic tradition favors short, abstract expressions but when I cannot imagine a scene from the text, it's a bit of a problem. Maybe that's why I haven't had any song on this thread for a while.

Sanırım

One of the several ways to express one's thoughts, this is usually fronted to the beginning of the sentence/clause. Out of 19 instances in my deck, only 2 are found at the back. While that itself is interesting as it's a freaking anomaly for a SOV language, and I might imagine if that's some foreign influence, but what's more interesting is when the verb is where it should be, i.e. at the end.

- Sen rekabet iste, ben buna bayılıyorum. Kadının gücünü hafife alma, erkeklik gururun vardır sanırım. Perişan olup zor durumda kalma.
- Yaz şimdiden geldi. Pratik bugün erken bitti sanırım... Belki de biraz ara verip de yiyecek birşeyler almaya çıkmalıyım.

And I checked if any of the fronted examples show -dir or -di predicate. While there is no other example of -dir used with sanırım in my deck, -di was actually quite common. Just one sample:

- Şimdi bir mühendislik okullunda öğretmen olduğunu düşününce, sanırım o zamandan bir bilim adamı olacağı belliydi.

This will need more examples to clarify itself, but I think it's safe to say this word is usually used as V1.


Opinionating

bence: in my opinion

- Ama bence kızlar öyle şeylere bakmayı sever.
- Natsukı, bence.. Michoko'nun rahatça konuşabileceği türden birisin sen.

sence: in your opinion

- Geri döne bilmesinin, sebebi kimin suçu sence? Rüya görmeye devam etmek güzel olmalı.
- Bu evcil hayvan şişeleri ne işe yarıyor sence? Tabii ki de içindekiler meşrubat değil.
- Sana bir sorum var. Sence en kötü insan bile değişebilir mi? Herkes aslında iyi biri olabilir mi, eğer bir denerlerse?

Just 2 out of 5 instances of bence. All five instances of the word are found in V1. Sence can be in V1, but can also be found at the end of the sentence, like a tagging question particle.

Similar expressions:

- Ben şahsen böyle yuvarlak ve tombul suratları tercih ediyorum.

A single instance. I feel this is similar to "me personally" in English.

- Benim kişisel görüşüm onun çok mükemmel olmasının sıkıcı ve onun etrafında bulunmanın bunaltıcı olduğuydu.
- Kişisel görüşüm bu ama ben inik tercih ediyorum.

In (my) personal view. I'm assuming this is a more reserved and somewhat more polite form, judging from the contexts they're taken from and the fact that this is just longer. The more words you use to say something, the more polite it is. Bence that's universal.


Bihaber, bilhassa

Haber is often used with var or yok to express whether one is aware of something or not. With vermek, it means "to let know, notify, inform" and with almak is "to become aware of, to learn," etc.

- Bu son olacak. Olabildiğince çabuk haber vermek istedim.
- Japonların Port Moresby'yi ele geçirme planını haber alan Müttefikler eldeki bütün hava ve deniz kuvvetlerini alarma geçirdiler.
- Dünden önceki gün bir süreliğine eve döndüm, ve geldiğimde de Eşek'in ölüm haberini öğrendim.
- Aptal mısın sen? İlaç dağıtmak, eczacılara yönelik kanun ihlaline girer, haberin yok mu?
- Bir çocuğu üniversiteye göndermenin maliyeti ne kadar haberin var mı?

Let me note haber vermek and haber almak do not require accusative particle, but haberi öğrenmek does. As I fancied a few posts ago, this might be related to how lexicalized these expressions are. When used for question, they take genitive; "do you have the news of..."

And now this.

- Demek yurt dışında yaşamışsın... sanırım bu yüzden kızların gizlice ne yaptığından hala bihabersin.

I paused a bit when I saw this. It might be possible to re-phrase this as **haberin yok (senin) (için), but what is this bi-? I let this slide at that time, but then this (actually an earlier card) showed up in review.

- Bilhassa tekrar yapmamanı rica ederim.

I'm thinking both words are preserving the Semitic preposition b-.


Rest of

- Günün geri kalanında seninle olmak istemiyorum. For the rest of the day
- Hayatının geri kalanında sosyal geri çekilme sendromuyla kalmaktan memnun musun? For the rest of your life
- Bir süre zarfında sınıfın geri kalanıyla sürekli haşır neşir olacağız. With the rest of the class
- Japon keşif uçakları geri kalan Amerikan uçak gemilerini tespit etti. Remaining

etc. If it's temporal, it takes -da locative but it can take a different case when it needs to. Generally they require a noun in the genitive as antecedents, but with -an/en non-final verbal ending, it actually modifies what comes after.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
voron
Language Forum Moderator
Posts: 4862
Joined: 2007-07-15, 3:29
Real Name: Igor
Gender: male
Country: TR Turkey (Türkiye)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby voron » 2018-01-15, 12:15

Karavinka wrote:Bihaber, bilhassa

It is fun in that these two 'bi's actually have totally unrelated etymologies.

In bihaber, bi- is a Persian prefix that means "without".
In bilhassa, bi is an Arabic preposition that means "in", "at", or in some cases "with" (so the meaning, with some stretching, is kind of opposite).

They are not used productively in modern Turkish.

Karavinka wrote:Niçin bunun gibi bir yerde şehir var ?


Karavinka wrote:when I cannot imagine a scene from the text, it's a bit of a problem

Perhaps you can try rock?

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-16, 6:00

1592 Kartlar

I'm trying to rush a bit until I hit 2000. I have a little plan. And I'm officially not keeping track of problem sentences separately anymore. It's more of a hassle than it's wroth. I'll just dump them in Anki, and when they remain problem after enough iterations, I'll just delete them. I do delete cards; a dozen or so have already perished from this Turkish deck.


Causality 1: -diğimden/-diğinden

- Gördün mü? Beklediğinden kolay, değil mi? (Easier than you expected)
- Annen bile, sandığından daha fazla endişe ediyor senin için. Seni düşünüyor. (More than you think)

The -dik might as well be tenseless. The basic meaning seems to correspond to ...than + relative clause in English.

- Henüz daha sonunu görmediğimden, nefesini durduracağım şimdi.

Similar to -madan/meden, this can also express without + ...ing. Or more likely, without having +past participle.

- Sürekli, annemin yaptığı tatlıları yediğimden olsa gerek.
- Ama o çok gizemli çünkü asla kendisi hakkında konuşmaz. Bilmek istediğimden değil tabi.

And more interestingly, this seems to be one of the ways to express why as well.


Causality 2: -diğin için

- Mutlu bir son istediğin için, dostlarını sevdiğin için, asla vazgeçmediğin için. Kulağa mükemmel gelmiyor mu?
- Yetişkin olduğum için, istediğini söyleyebilirsin ve bu beni üzmez sanıyorsun, değil mi? Kibirlisin işte!

Instead of -dan, için seems to serve the same problem after -dik+personal ending.


Causality 3: çünkü

- Ama çünkü ikinci maçta kaptanla karşılaştık. Elimizden bir şey gelmezdi yani.
- Evet, çünkü onlar bütçelerinden cosplay için para yatırmaya yanaşmıyorlardı.
- Evet ya, özel saldırım. Tanıdık mı geldi? Eh, hazır ol, çünkü sonraki hareketimde, onu kullanacağım.

The most obvious one. Out of 17 instances of çünkü, I cannot seem to find where this is placed at the end of the sentence, which makes me suspect if there's something foreign going on here. That -kü just might be Persian -ki, which usually resists vowel harmony, but...

- Dünkü gibi bir şeyi bana zorla tekrar yaptırır mı dersin?
- Bu dünkü olay... O bizi görmüş mü? Bu yüzden mi son günlerde şüpheli hareketler sergiliyordu..?

It does seem to fall into the vowel harmony at least with select examples. Maybe there's a deeper process I can't imagine given I know next to nothing about Turkic philology, but on the surface, dünkü seems to make most sense as **dün+ki.

Anyways, it seems çünkü is the more common and the preferred one, as this easily allows S+V to follow.


V1 imperative

- Peki maden, al sana daha iyi bir soru. Kötü zaman geçirmek istiyor musun?
- Buraya kendi gayretinle gelmeyi başardınç Seni bekliyordum. Gel hedefimize birlikte ulaşalım.

It's likely there are more of these buried in the deck, but this ain't something I can retrieve with text search. While these are imperative, I think they form their own VP. That is, it's not **soru al, but al, sana daha iyi bir soru. It's more obvious with the second example as it ends with another verb.

While I'm noting this happens, I'm not quite sure what they accomplish. It seems some verbs are used almost as if connectors. On second thought sanırım probably belongs to this category, as:

- İlerle ve beni burada bırak. Sanırım içeride kalmayı tercih ederim.

There are two verbs in the second part of the card. Which should not happen unless it's made of two VPs.


It seems the word is actually sırr, which gets shortened to sır under normal circumstances, but when it's followed by a vowel, the second consonant is realized again?

And a minor note: I think his also belongs to this category, that its true form is his(s).

------------------------------------------------------

voron wrote:
Karavinka wrote:Bihaber, bilhassa

It is fun in that these two 'bi's actually have totally unrelated etymologies.

In bihaber, bi- is a Persian prefix that means "without".
In bilhassa, bi is an Arabic preposition that means "in", "at", or in some cases "with" (so the meaning, with some stretching, is kind of opposite).

They are not used productively in modern Turkish.

Karavinka wrote:Niçin bunun gibi bir yerde şehir var ?


Karavinka wrote:when I cannot imagine a scene from the text, it's a bit of a problem

Perhaps you can try rock?


This is something I could not have guessed. I think I said "Semitic" because I just didn't want to say "Hebrew" as I have near-zero Arabic. Thank you, and it makes me want to learn Persian now. Maybe as the next project when I feel comfortable enough that my Turkish can stand on its own, whenever that might be.

And maybe I'll try that. I still spend some time browsing through random videos on Youtube in Turkish from time to time, though I've been looking at talking videos rather than singing videos these days. And thanks for the correction. Yeah, makes sense not to use mi after a question word.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-19, 1:57

1636 Kartlar

I sat down and did all reviews before adding any new card. It was in the evening, and I was quite clear in my mind. Anki said I learned 107 cards in 22 mins.


Contracted endings

- Sana kararlığımın ne olduğunu göstericem.
- Bulucam seni, çabuk kaç ve saklan. Biraz oynayıp eğlenelim.
- Nihayetinde, kadınlar yalancı hainlerdir! Misaki dahi seninle oynuyo!
- Peki nasıl alıstırma yapıcam. Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum.
- Lan tipsiz, ne salak salak bakıyon?
- Şurada önemli bir şeyi düşünmeye çalışıyoz görmüyon mu!?

ceğim → cem
cağim → cam
yorsun → yon
yormuz → yoz
yor → yo

From these patterms, the endings of -yor type seem to contract to 1sg -m, 2sg -n, 1pl -z. The writers/translators who let these slip into don't do so consistently though, I think they're doing it for a certain effect. A sudden change in the register can certainly serve as highlighting something.


Neden, niye, niçin

All three words mean "why", but in terms of the distribution, neden is the most common (97), with niye (11) and niçin (9) considerably rarer in my deck.

Interestingly, though, the translator who opted for niye used lanet olsun as curse, and the one who keeps using niçin used siktir instead. I'm going to assume the niçin translator went more basilectal with the translation, because this translator provided a couple other interesting words that TurEng failed.

Seni şimcik hatırladım!
Ama seni söyle güzelce bir süzüyorum da... aslında amma da büyük cicişlerin varmış!

It makes me wonder whether şimcik is a contracted form of şimdilik. And as for cicişler... let me just say, I felt stupid after figuring it out.
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec

User avatar
Karavinka
Posts: 2309
Joined: 2004-04-24, 4:00
Gender: male
Location: Montréal
Country: CA Canada (Canada)

Re: Spoiler Alert: Turkish (Karavinka)

Postby Karavinka » 2018-01-21, 17:11

1672 Kartlar

Maybe I was going a bit too fast. I need to slow down to manage the review count. Most cards don't require more than a couple of seconds, but there are some landmines around. Note to self: mind your pace, this is not a 100m sprint, but a marathon.


Reduplication
Karavinka wrote:- Erkeklerin yanında sürekli rahatsız oluyordun. Bende bir kız gibi giyinerek sana benimle aşk meşk yaşattırmayı planlamıştım.

The silliness of the sentence itself aside, this was strangely reminiscent of...

- İstersen bana ukala mukala de, el üstünde tutulmazsam, hep el kalırım

Does Turkish allow reduplication of the same word, but adds m- to the second word because... just because? I don't know what is achieved by this, but maybe a few more instances will help make sense.


This must be a part of a larger reduplication phenomenon.

- Daha da önemlisi, biz ne yapacağız? Bir süre zarfında sınıfın geri kalanıyla sürekli haşır neşir olacağız... yalnız kalabilecek miyiz ki...
- Şey.. Sevgili veya sıkı fıkı arkadaş olmanızda, aslına bakarsan gerçekten bunun bir önemi yok.

It seems like Turkish just has a certain aversion of repeating two words exactly as they are, so the second word goes through changes in pronunciation, and adding m- for the vowel-initial words is just one pattern of it. I don't think this is something I'll be able to predict for a very long time (if ever), and I think I'm just going to collect more samples. So far, it doesn't seem to carry much beyond the extra emphasis.


izin vermek

Harca beni, Tutankamon! Bırak kraliçen olayım.
O yüzden lütfen bırak da hep seninle olayım, ne zaman olursa olsun...

What follows bırak looks like root-a/e-pronominal, with "let me be" in both sentences.


O yüzden, yalvarırım. Kes şunu yapmayı. Bırak da kazanayım!

Confirmed! Kazanmak > kazanayım (kazan-a-(y)-ım)


- Neden kazanmama izin vermiyorsun?
- Evet, kusura bakmayın. Şahsi işimi araya sıkıştırmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim.
- Eğer bana izin verirsen.
- Kim izin verir bunun gibi birinin erkek arkadaşım olmasına!
- Ancak yeni milenyuma adım atmamıza izin veren kişileri de unutmamalıyız!

Some of these cards have been around for a while in my deck, but kazanmama izin vermek stood out as an alternative way of saying bırak da kazanayım. This not only sounds a bit more polite, but also looks more flexible with tense manipulation.


-meseydi

- Hey, şu an kız arkadaşı rolünü oynuyorum, değil mi? O yüzden benimle ilgili bir şeyler bilmeseydin garip olurdu, değil mi?
- Eğer onlar olmasaydı, geçtiğimiz yüzyıl insanlığın son yüzyılı ollurdu!
- Eğer bir haber olmasaydın, benimle bu konuşmayı yapmıyor olurdun değil mi?
- Eminim ki böyle olmasaydı bile, yine de erkeklerden hoşlanmazdım.

If it weren't such and such. Structure-wise, it's simply root+negative+conditional+perfect, but another interesting piece of card:

- Neyin var? Nefessiz kalmışsın.
- Senin suçun.
- Gelmeseydin o zaman.

This has been something of a puzzling card, but I think I can translate it as "what if you didn't come, then", i.e. "you didn't have to come after all."
↑ ↑ ↓ ↓ ← → ← → B A
Spoiler Alert: Turkish | -30 Thai | Sink or Zapotec


Return to “Turkish (Türkçe)”

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest